Onlar…
Denizden esen rüzgâr çölün kumlarını savuruyor dervişin yüzüne… Derviş başını hafifçe kaldırır cüppesinden ve rüzgârın geldiği yöne doğru bakar. O gün, o saatte, o çölde, dalgaların yanı başında, cübbesine bürünmüş oturuyor olmayı seçmesinin bir nedeni olduğunu bilmektedir. Ağzına, burnuna, kulaklarına dolan kumun o nedeni anlama zamanının geldiğinin habercisi olduğunu sezer. Ve işte dervişimiz o yüzden rüzgârın gözüne doğru bakmaktadır.
Hava soğuk… Oturduğu yerden kalkmadan birkaç odun atar açtığı çukurun içinde yanan ateşe. Odunları atmasıyla küçük kıvılcımlar etrafa saçılır. Her biri farklı yönlere dağılıp, karanlığın içinde yitip giderler… Tekrar bakışlarını ufka çevirir. Rüzgârı teninde hisseder; dalgaların sesini duyar; yıldızların ışığı ile sarmalar bedenini… Ve yakamozlar ufukta bir yerleri işaret etmektedir…
Derviş başını göğe kaldırır. Ateşin çıtırtısı ve rüzgârın uğultusu yavaşça yiter kulaklarından. Yüzüne çarpan kum tanelerinin acısı kaybolur. Duman kokusu artık genzini yakmaz olur. Hiçliğin ortasında ufacık bir noktadan daha fazlası değildir artık… Tüm limitlerden bağımsız… Ve seyahat başlar…
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapın
« Önceki |
-
Yeni
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Mayıs 2010 (1)
- Mart 2010 (3)
- Ocak 2010 (1)
- Aralık 2009 (2)
- Ekim 2009 (2)
- Eylül 2009 (1)
- Ağustos 2009 (3)
- Temmuz 2009 (2)
- Ocak 2009 (2)
- Kasım 2008 (1)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS